Yukarıda anlatılanlar, genel itibariyle 80’li yılları resmeden Siyasî içerikli darbe filmleriydi. Bunların dışında muhtelif temalı filmleri ele aldık. Bunların dışında teyakkuz ve ümit aşılayan, önyargıyı kıran, kırmaya çalışan filmler de mevcut.
Öncelikle 120.
Alilerin, Ahmetlerin, Mehmetlerin, tarihteki isimsiz kahramanların hikâyesidir 120. İsmi olup da son zamanlara kadar esamisi okunmayan 120 kahramanın destanı. Birinci dünya Savaşı yıllarında yaşanan sıkıntılar ve vatanın kurtuluşu için çarpan minik yüreklerin fedakârlığı. ‘Anlatılmaz yaşanır!’ ifadesi bu tür filmler için söylenmiş gibi. Yaşananların filme aktarımından sonrasını anlatmakta zorlanıyorsak olayların gerçek yüzünü tahmin etmek zor olsa gerek.
KURTLAR VADİSİ IRAK filmi de mutlaka izlenmesi gereken filmler arasında. Irak’ı Özgürleştirme iddiasıyla harekete geçen küresel işgalcilerin buradaki Gayrî İnsanî muamelelerinin ele alındığı film ve benzerlerinin işlevi çok büyük. Bu tür filmlerin yaygınlaşması, yeni nesillerin yere daha sağlam basmasını sağlayabilir.
NEFES filmi ise bir sınır karakolunda oldukça zor şartlar altında, hayatı tüm gerçekliğiyle yaşayan 40 kahramanın hikâyesi. Kalıptan çıkma yaklaşımlarla bir kareye hapsedilmesi muhtemel hatta kesin olan filmde verilen kardeşlik mesajları ve tüm olumsuzluklara rağmen atılan insanî adımlar önemlidir. Sonuç olumlu olmasa da Nefes, tüm gerçekliği ve gerçekçiliğiylr genizleri yakmaya devam edecek gibi görünüyor.
Ve tabi ki GİRDAP.
Bir gencin intihar bombacısına dönüşmesini ele alan mükemmel film! Üniversite hayatında ev ararken bir kaç kişiyle tanışan, sonuç itibariyle onlarla aynı evde kalan ve bu kişilerin yönlendirmesiyle Gayri Müslimlere ve çevresine karşı tavırları değişen bir gencin yabancıların bindiği bir otobüse binerek kendisiyle birlikte onlarca cana kıymasını anlatan film.
Filmin kahramanını, eşyaları ters yüz ederek, camı kırarak vd yollarla, ‘ilahi ikaz geliyor, kendimize çeki düzen vermemiz lazım!’ gibi sözlerle bir yöne çeken ve sonuç itibariyle onu istedikleri yöne çekebilecek kıvama getiren hacı hoca kıyafetli kimselerin marifetlerinin anlatıldığı filmin can alıcı noktası, Afganistan’daki, Irak’taki mazlumlara yardımdan, bu ülkede cuma namazı kılınamayacağından bahseden kahraman mücahitlerin [!] tam film bitecekken düzgün traşlarıyla, ellerinde puroları ve içkileriyle güle oynaya konuşurken ortaya çıkıveriyor ve deyim yerindeyse izleyenleri şok ediyor!!
Bir an için İngiliz casusu Hampher hatırlanıyor, Müslümanları içten yıkma planları, suret-i haktan görünüp Din-i Mübin-e zarar vermeler, yerli lawrenceler ve daha niceleri!!
Gerçek hayata bakılacak olunursa, kaç tane gencin, bu şekilde kullanılıp telef edildiğini düşünmemek elde değil! Mesela malatya’daki Zirve Yayınevi olayı ve benzer olaylar. Büyük ihtimalle bu olayda derin güçlerin yönlendiriciliği hâkim; ancak yine bunu Truva Atları sayesinde, saf kişileri kandırmak suretiyle yapma ihtimalini de düşünmemek elde değil.
Filme dönecek olursak;
Bazı ayrıntılar, birer ikişer haşiye, dipnot istese de sonuç itibariyle mükemmel bir ana fikirle elveda diyen film,”ALDATICILAR SİZİ ALLAH İLE ALDATMASIN!’’ ayetiyle (Fatır Suresi 5.Ayet) sona eriyor.
Sözün özü, Girdap, mutlaka izlenmesi gereken filmler arasında ilk sıralardadır.
Sonrasında GÜNEŞİ GÖRDÜM.
Mahsun Kırmızıgül’ün oynatıp yönettiği mükemmel film. Terör belasına yakalanan Anadolu’nun bir köyünde başlayan başlayan trajikomik olaylar İstanbul/ Norveç ekseninde devam etmekte ve neresinden bakılırsa bakılsın hazin bir sonla veda etmektedir izleyiciye.
Film için söylenecek çok şey varken bazı temel noktalara, sahneler eşliğinde değinmekle yetinelim:
filmdeki Ramo karakterinin kendisine nur topu gibi kızı olduğunu söyleyen yakınlarını, ‘Kız olursa müjde vermeyin demedim mi? türünden ifadelerle paylaması cahiliye devrinin uzantısı olan ‘Kadınları bir bakıma ikinci sınıf gören zihniyeti deşifre ediyor.
Elbette her erkeğin erkek evlat isteme hakkı vardır; ancak iş, erkek evlat doğur-a-mayan eşinin üzerine kuma getirmeye gidince, normal şartlarda pozitif yöndeki katkıları göz ardı edilemeyecek olan törenin çirkin yüzüne tanık oluyoruz.
Çok geçmeden bir erkek evlada kavuşuyor Ramo; ancak çok geçmeden terör belası boy gösteriyor ve köylerini terk etmek zorunda kalıyorlar!
Filmde çeşitli vesilelerle seslendirildiği gibi tüm olumsuzlukların odağındaki kimseler analar! Bir oğlu dağda, öteki oğlu askerde olan ananın çırpınışlarına kayıtsız kalmak elde değil! Bir ananın dağa giden oğluna, ‘Neçe’ (gitme) demesi kelimelerin sınırlarını zorlayacak duyguları doğuruyor belli belirsiz!
Çok geçmeden, oğlunu kaybeden babanın haykırışları gölgeliyor yaşlı ananın hıçkırıklarını!
Ve bir gün İstanbul’a göç başlıyor. Mezkur yolculuğun hüznü birden, ‘Babo, istanbul’da çok kız var, evlen!’ esprisiyle dağılıyor!
İstanbul’da hayat normal seyriyle giderken Kadirin eğilimleri bozuyor ritmi zaman zaman. Cansu ile görüşen Kadirin, Kadriye olma yoluna girmesi aileyi huzursuz ediyor ve çok geçmeden İstanbul sokaklarında kovalamaca başlıyor. Öte yandan süreç içerisinde Ramo’nun eşinin hastalığını tedavi etme çabaları yansıyacaktır ekrana!
Çocukların, babalarının uğruna adaklar adayıp uzun bekleyişler sonucu kavuştuğu kardeşlerini ‘Yıkamak’ gayretiyle eve alınan çamaşır makinesine atması, filmin can alıcı noktasını oluşturuyor. Ramo’nun, göz bebeğinin ardından ağlayışı yürek burkuyor adeta ve çok geçmeden anası da alıyor aynı haberi…
Filmde Norveç’e giden kimselerin barıştan yana söylemleri olumlu olsa da, Türkiye’deki terörün anası olan Avrupa ülkelerinden olan ve temelde aynı zihniyeti yansıtan bir zihniyetin fazlasıyla çekici sosyal devlet imajıyla yansıtılması ‘Acaba?’ sorusunu akla getiriyor!!!
Filmde akla kara iç içe adeta! Bir yandan devlet babanın, bugünlerde vatan haini olunmadan sorgulanabilen geçmişteki anti demokratik yaklaşımlarına vurgu yapılırken öte yandan Devlet Ana’nın kucaklayıcı eli ihmal edilmiyor.
Geçmişe bakıldığında, taraf olmaya zorlanan, şu veya bu şekilde köyleri boşaltılan kimselerin karşı karşıya bulunduğu ruh halini duyumsamak, gelinen noktada en azından teselli verici mahiyette!
Öte yandan anaların gözünü yaşlı bırakan, onbinlerce can kaybına neden olan, kimilerinin savaş dediği, silah tüccarı, şiddet ihracatçısı güç devletlerinin çırası olduğu terör belasının bitmeyeceğini bildiren kişinin ifadeleri.
Filmdeki bu sahneye katılmıyoruz aslında. Terör bitecek, hem de terörden nemalananlara rağmen! Her şeye rağmen bitecek! Zira devlet baba, vakt-ı zamanında küstürdüğü tüm evlatlarını kazanma yolunda! Alevisi, Sünnisi, Sağcısı, Solcusu, velhasıl herkesin hakkının teslim edildiği/edileceği günler yaşanmakta/yaşanacak.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız