Tarih: Sal Mar 02, 2010 7:02 pm Mesaj konusu: CAHİL
CAHİL
Çarşıdaki işimi bitirip ağır ağır yola koyuluyorum. Birden telefon çalıyor ve daha önce kendisinden kitap istediğim kişi bir işyerine uğrayıp kitapları almamı söylüyor. Kitapları almak için girdiğim yerde daha önce tanıdığım kişiyle sohbete dalıyoruz. Konu konuyu açıyor ve meseleler gittikçe derinleşiyor.
Gündem oldukça zengin. Mehmet Ali Ağca’nın serbest bırakıldığı günler. Laf lafı açıyor ve Ağca’dan Rabia Kazan’a, oradan 28 Şubat senaryolarına uzanıyoruz. Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı gibi piyonlarla kumaşı sonradan ortaya çıkan Fadime Şahin ve Emire Kalkancı’nın iç yüzü seriliyor ortaya.
Çok geçmeden derin senaryoların günümüzdeki uzantıları sorgulanıyor ve Cübbeli’nin Teke Tek programındaki duruşu ile muhataplarının nahoş tavırlarına değiniliyor. Oradan Harun Yahya’ya uzanılıyor ve Cübbeli ile polemiklerinin olumlu bir lzlenim bırakmadığı ifade ediliyor.
İşler güncele uzanıyor ve Açılım olayına değiniliyor. Devlet içindeki derin güçler yine meseleye karışıyor ve sohbet uzayıp gidiyor. Bu Ülke’nin dünü, bugünü, yarını derken epeyi sohbet ediyoruz; ancak kanımca Ergenekon’u çözmekten zor olan ‘Ağca Kim?’ ‘Ne Yapmak İstiyor?’ ‘Ağca’yı Kimler Kullandı, Kullanıyor, Kullanacak?’ sorularının cevapları başka baharlara kalıyor. Zira ortada oldukça karışık bilgiler varken belge denebilecek somut bir gerçeklikle karşılaşmak çok zor.
Bütün bu konuşmalar sırasında, genel kültürü oldukça iyi olan ve bazı dobracı gazeteleri düzenli olarak takip eden muhatabımı can kulağıyla dinliyorum. Genelde konuları açıp kenarda durmakla yetiniyorum. Bu arada muhatabımın kullandığı bir ifade var ki en az gündem konuları kadar hafızamda yer ediyor.
Hemen her konuya girişinde veya benzetmelerinde, ‘Senin, benim gibi bir cahil!’ ifadesini kullanıyor karşımdaki şahıs. İlk etapta hafiften sarsılıyorum; ancak çok geçmeden hoşuma gidiyor bu konuşma şekli. Aslında çok da yanlış bir ifade değil söylenen.
Ömrü ilimle geçen, yemesi içmesi yatışı kalkışı, her şeyi nizam, intizam, bilgi kokan kişilerin ‘Bilmediklerim ayaklarımın altına konsa başım göğe yetişirdi.’ Dediğini anımsıyorum. Yine her bir zerresinde binlerce hakikat yatan, her bir taşının altında milyonlarca muammayı barındıran dünyayı düşünüyorum. Bu dünyanın bir damla gibi durduğu kâinat ve güneşin binlerce kat büyüklüğündeki gezegen veya gezegenler.
Yalnızca bir beyin veya gözü, üstelik uzmanlarınca, hakkıyla incelemek asırlar sürebilir.. Üstelik anlatmak bir yana yüzeysel olarak bile anlayamayacağımız o kadar çok mesele var ki.
Velhasıl çoğu zaman acziyetimizi anlatmaktan bile aciz iken, bazen bir çamur birikintisindeki çubuk üstüne binerek koca denizde fırtınayla boğuştuğunu sanan sinek gibi hareket edebiliyoruz bazen, aksi yöndeki çabalara rağmen… Bu nedenle cahilliğimi yüzüme vuran, hiçliğimi yüzüme haykıran gerçek dosta teşekkürü borç biliyorum ve bir dahaki görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Tarih: Pzr Mar 07, 2010 12:58 pm Mesaj konusu: merhaba
Cahillerin dostluğu ayıların dostluğuna benzer, sineği kovacam diye, sevdiği insanın kafasını buz eden. Cahillerin sevgisi kindir, kini ise sevgidir… (Mevlana)
En büyük düşman cahilliktir. Cahil dostun olacağına aslan gibi düşmanın olsun.
Bir kaç özlü sözle başladım konunuzla ilgili Mehmet bey.
Yazınızı okurken, başlıkla ilgili açıklamalar bulacam diye satırları anlamaya çalıştım. Anladığım kadarıyla, bir iki bilgi ile gündemdeki sorunları size anlatmaya çalışırken, karşıdaki kişileri cahillikle nitelendiren bir insan tipi. Bu insan ne kadar bilirse bilsin, eğer ki kendisini dinleyen kişiye « cahil » diyebiliyorsa, asıl cahil kendisidir. Bilgin bir insan, kendisini dinleyen hiç bir insan « cahilsin » diye hitap etmez. Bu insanlar, bilgili olduğunu sanan tehlikli cahillerdir. Fransız filizofu Sokrates’in bir sözü var ; « bir şey biliyorum o da hiç bir şey bilmediğimdir » şimdi hiç kimse kimseden fazla bilemez. Herkes kendince bilgilidir ve bilgide sınır yoktur, asla ve asla biliyorum dememek gerektiğine inanıyorum. Cahillerle, bilgisi az olan insanları ayırmamız gerektiğine inanıyorum.
Siz yazınızda gayet hoşgörülü nitelendirmişsiniz ama yazıya dökmeniz ise isyandır. En güzel bir dersi sunmuşsunuz ukala insanlarımıza. Başarılarınız devamlı olsun.
İnsanlar niçin okuma gereği duyar? Uzun uzun yazmayacam elbette. İnsanlar okudukça yeni bilgiler edinir, edindiği bilgilerin üzerine bişeyler koyarak pekiştirir. Pekiştirdiği bilgileri başkalarına da sunarak faydalı olmaya çalışır.
Yorgun kardeşim;
Ben, sokrates Fransızmı değilmi bilmiyorum. Sevgili kardeşimin yazısını okuduğumda, Fransız filozofu olarak hafızamda yer edinecekti. Sizin yazınız okuyunca soru işareti oluştu.
Ancak, sanki burada alaycı bir tavrınız var. Sokrates Fransız değilse, kim olduğunu yazmanız daha faydalı olurdu bence.
Sizin, bundan önce başka sayfalarda yazdığınız yorumlarınızı da okudum. Bana göre çok anlamlı, çok matıklı yorumlardı. Mesele yorumlarınızı beyenip beynmememde değil. Mesele uslubunuz. Sanki daha önce okuduklarımı yazanla, burada yazan farklı kişilerdir.
Sevgili Kardeşim;
M.Fatih kardeşimizin yazısına gelince, dikkat edilirse, senin gibi bir cahil ifadesini kulanmıyor. "Senin, benim gibi bir cahil" ifadesini kullanıyor. Ben buradan, arkadaşımızın bir çok konuda bilgisi olmasına rağmen bu bilgiyi kendisinde yetersiz gördüğü manasını çıkarıyorum. Benim doğru bildiklerimde eksikliler olabilir manasını çıkarıyorum. Ben her şeyi bilirim diye ukalalık etmediği manasını çıkarıyorum.
sokrat Fransızmı?)))))))ama düşüncen güzel.aneximenes ,aneksimendros da türk tür ozaman)))gazzalide eski yunan dan olmalı))
Merhaba yorgun,
Gülüsleriniz beni keyiflendirirken,Sokrates'in fransiz oldugunu yazmam yanlisimida düzelttiginiz için kocaman tesekkür ederim. size Sokrates'le ilgili kisaca bilgilerimi aktarayim. Ama sunu bilin ki burada benim verdigim yanlis bilgi gibi bilgileri uyarmaniz harika. çok sagolun efendim, var olun. Tesekkürlerimle...
Erol bey, yorgun arkadasimizin gülmesi gayet normaldir. Kendisine katiliyorum. Sokrates gibi bir felsefeciyi yanlis tanitani ben de olsam gülerdim herhalde ki, bu sizinde dediginiz gibi beyinlerde yanlis bilgileri birakirdi. Tekrardan sagolsun diyorum kendisine, eh yaslilik ne olacak benimkisi de.. Selam ile...
Sokrates (Yunanca: Σωκράτης, M.Ö. 470 Alopeke, Attika - M.Ö. 399 Atina) Yunan Felsefesinin kurucularındandır.
Heykelci Sofroniskos ile ebe Fenarete'nin oğlu olan Sokrates'in kimliği de başlıbaşına bir felsefi sorundur.
Sokrates üzerine pek çok eski öykü anlatıldı (Platon, Ksenofon, Aristofanes, Aristoteles, Aristoksenos). Sokrates, edebi verimin yüksek olduğu bir dönemde hiçbir şey yazmadığı gibi, profesyonel "bilgi hocaları"nın ortaya çıktığı bir dönemde öğretmenliği resmi bir meslek olarak da seçmedi. Hayatı boyunca ancak üç kez Atina'dan ayrıldığı söylenir. Bir kez askeri yükümlülük gereği, bir kez de Delfi'ye gidip biliciye danışmak ve orada üzerinde "kendini tanı" sözünün yazılı olduğu Apollon tapınağını görmek için bu kentin dışına çıktı.
Sokrates genellikle ahlak felsefesinin, yani değer öğretisinin kurucusu olarak bilinirse de, ondan geriye kalan şey, bir öğretiden çok, kişilerin bilincine, özlerinin ne olduğunu göstermeye yönelik bir çabadır.
Sokrates önceleri doğa bilimleriyle, özellikle de canlı varlıkların çoğalması ve kaybolup gitmesi olgusuyla ilgilendi. Bu amaçla, matematiği ve doğa filozoflarının dünyayla ilgili öğretilerini incelemesi gerekti.
Yüzeysel bilgiyi aşma ve şeylerin gerçek bilgisine ulaşma isteğiyle, bireylerin davranışlarında ve yaşamlarında temel aldıkları inançları sorgulamaya yöneldi. Sokrates, inançlarını ayrım gözetmeksizin yadsımak için toplumun bütün kesimlerine seslendi; bu tutumu da şiddetli tepkilerle karşılaşması ve trajik bir biçimde ölmesi sonucunu doğurdu.
Sokrates, her türlü edinilmiş bilgiyi yadsıyan bir düşünceden yola çıkan yöntemiyle, yani diyalog sanatı ya da diyalektikle, insanlara, bilgiye sahip olduklarını sandıklarını, oysa sahip olmadıklarını kanıtlıyordu. Bir karara varmak gerektiğinde, çaresiz kalan muhatapları, kendisinden, sorunla ilgili düşüncelerini aktarmasını talep ettiklerinde, filozofça geri çekiliyor, bu da genellikle muhataplarının öfkelenmesine yol açıyordu.Aynı dönem Atina'sının düşünürleri, Sokrates'in halkı toplayıp, belirli zamanlarda ders vermesini çekemezler,akabinde Sokrates'in bilinenlerin aslında yanlış olduğu söylemi üzerine Sokrates'i mahkemeye verirler.O günlerde Sokrates'in, halk tarafından çok sevilen bir filozof olması sebebiyle, Atina halkı mahkemeyi yakından takip eder. Mahkeme, idam cezasını onaylanmadan önce, hakim Sokrates'e, mevzubahis söylemlerin kendisine ait olmadığını, bu söylemleri inkar ettiğini söylemesi durumunda, idam kararını bozacağını söyler.Sokrates bu teklifi reddeder ve "Ben söylemedim dersem, düşüncelerimin insanlar için hiçbir önemi kalmaz.Beni idam edin, çünkü idam ederseniz, düşüncelerim sizin sayenizde bütün dünya insanlarına ulaşacak ve bundan binlerce sene sonra bile Sokrates adı biliniyor olacak" der. Hakim idamın iptali şartını yineler ve Sokrates "Evet ben bunları söyledim. Sözümün ve düşüncelerimin, hayatım pahasına arkasındayım" der ve af teklifini reddeder.
Sokrates’in yeryüzündeki son günü Platon tarafından Fedon’da anlatılır — Bir gün ki Sokrates Tebes'li dostları Kebes ve Simnias ile ruhun ölümsüzlüğü üzerine konuşarak geçirdi. Baldıranı içtikten ve ölmek üzere yattıktan sonra son sözleri şunlardı: "Krito, Aeskulapius’a bir horoz borçluyuz; bu yüzden onu öde, sakın unutma." Zehir yüreğine ulaştığında sarsıldı ve öldü, "ve Krito bunu görerek ağzını ve gözlerini kapadı. Bu, Ekhekrates, dostumuzun sonuydu, öyle bir insan ki tüm çağının bizim bildiğimiz en iyisi, ve dahası, en bilgesi ve en gerçeğiydi.".
Spartalılar Atina'yı savaşta yenip yıkınca Atina'ya Tiranlar hakim oldu. Sokrates entelektüel Atinalılar'ın aksine baskılardan dolayı yurdundan kaçmayıp Tiranların idaresinde yaşamayı sürdürdü. Sivri dilinden dolayı Tiranlar tarafından idama mahkum edilmişken isyan patlak verdi Tiranlar yönetimden gitti. Bu sefer yeni yönetim Tiranlarla işbirliği yapmak, tanrıları aşağılamak vb. suçlamalarla hakkında mahkeme kurdu. Eski Atina devletinde davalara sayıları davanın önemine göre klanlardan seçilmiş yargıçlar bakardı. Sokrates'in davasına 500 civarında yargıç baktı. Suçlular genelde hitabet yetenekleri ile yargıçları etkileyip beraat ederdi. Bu yüzden ağzı iyi laf yapanlar para karşılığı davalılara savunma yazardı. Sokrates hitabet yerine en iyi bildiği diyalektiği sorgulama yöntemini kullandı. Kendini savunmayı ve yargıçlardan af dilemeyi değil fikirlerini savundu. Ölüm cezasının değiştirilmesini dilemedi. İdamı Atina'nın kutsal günü olduğu için ertelendi. Kendisi zindana atıldı. Zindanda hiçbir koruma bırakılmamıştı. Öğrencileriyle birlikte sohbet etti. Kaçması teklifini geri çevirdi. Kaçsaydı suçlu ve hain kabul edilecekti. Kaçmadı, ve bitki zehri içirilerek idam edildi. Öldükten hemen sonra Atinalılar yaptıkları hatanın farkına vardılar. Kendisini dava edenlerden birisini yargılayıp idam ettiler diğerini sürgüne gönderdiler. Sokrates'in büstünü yapıp Atina Tapınağına koydular. Davayı izleyen öğrencisi Platon, savunmasını Sokrates'in Savunması adı altında kitaplaştırdı ve bu eser günümüze kadar geldi.
Öncelikle güzel yorumlarınız için teşekkürler.. Sokrat bildiğim kadarıyla Yunanlıdır ve baldıran zehiri içerek, büyük ihtimalle içirilerek, ölmüştür.. Zaman zaman dikkatimizden kaçan ufak tefek yanlışlar olabilir; bu hataların daha yapıcı bir dille belirtilmesi gerekir.. Sayın Sevgili'nin bilgi
birikimi ortada iken bence bu hatanın çok bir anlamı yok!.. Zaten googlede gaf yazarsak Türkiye'nin en iyi kalemleri ve seslerinin yüzlerce gafına şahit olabiliriz..
Sayın Sokrates yorumunuz güzel; ancak muhatabımda küçük düşürücü bir ifade sezseydim zaten bu yazı farklı şekilde olurdu.. Ancak Erol Bey'in de dediği gibi kendisini de cahil olarak niteliyor.. Bu durum da muhatabın inceliğini gösteriyor; çünkü cahilim veya cahilsin demiyor.. Çoğu zaman olması gerektiği şekilde 'Cahiliz!' diyor.. Yani iğne ile çuvaldızı ayırmıyor bu yaklaşımıyla..
Öte yandan cahillik yüzeysel olarak iki açıdan incelenebilir.. Biri önemli ölçüde bilgisizlikten gelirken diğeri cahil cesareti denen olay.. Bugün toplumumuzda herkes bilim adamı, teknik direktör.. Asıl sorun da buradan kaynaklanıyor herhalde.. Saygılar..
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız